Hz. Muhammed ve İslamiyet

10.05.2020
441
Hz. Muhammed ve İslamiyet

1- Hz. Muhammed’in Peygamberliği

Hz. Muhammed, 571 yılında Mekke’de doğdu. Babasının adı Abdullah, annesinin adı Amine idi. Babası, daha o doğmadan önce vefat etmişti. Hz. Muhammed gençlik yıllarında, ticaretle uğraşan amcası Ebu Talip’in kervanlarıyla birlikte Suriye ile Yemen arasında gidip geldi. 25 yaşına geldiğinde de Hz. Hatice ile evlendi.

Hz. Muhammed Mekke’de iyi ahlakı, doğruluğu ve güvenilir oluşuyla tanınan biriydi. Alışveriş sırasında dürüst davranır, her zaman haklı olanın yanında yer alır ve kötü alışkanlıklardan uzak dururdu. Bu nedenle Mekkeliler ona güvenilir Muhammed anlamına gelen Muhammedü’l-Emin adını vermişlerdi.

Mekke’de Hz. Muhammed’in doğduğu evin bulunduğu yere inşa edilen ve bugün kütüphane olarak kullanılan yapıdan bir görünüş
Mekke’de Hz. Muhammed’in doğduğu evin bulunduğu yere inşa edilen ve bugün kütüphane olarak kullanılan yapıdan bir görünüş

Hz. Muhammed putlara tapmanın yanlış olduğunu düşünüyor ve putperestlerin aksine ruhun ölümsüzlüğüne inanıyordu. Ayrıca Arapların Cahiliye Devri’ndeki örf, âdet ve geleneklerini de onaylamıyordu. Bu nedenle toplumdan uzaklaşarak Mekke yakınlarındaki Nur Dağı’nda bulunan Hira Mağarası’na gidiyor ve burada derin düşüncelere dalıyordu.

İbadetini de Hz. İbrahim’in Hanif dinine göre yerine getiriyordu. Hz. Muhammed Hira Mağarası’nda ibadet ettiği günlerden birinde, 610 yılı Ramazan ayının 27. günü, Cebrail adlı meleğin kendisine ilk vahyi getirmesiyle peygamber oldu.

Hz. Muhammed başlangıçta İslamiyet’i gizli gizli yaymaya çalıştı. Ona ilk inananlar; eşi Hz. Hatice, amcasının oğlu Hz. Ali, azat ettiği kölesi Zeyd ve yakın arkadaşı Hz. Ebu Bekir oldu. “Sana emrolunanı açıkça söyle ve ortak koşanlardan yüz çevir!” ayetinin gelmesinden sonra ise davetini açıktan yapmaya başladı.

Ancak bu kolay olmadı. Mekkeli putperestler İslamiyet’in yayılmasını önlemek için her yolu deniyorlardı. Bunun üzerine Hz. Muhammed artan baskılar karşısında zor durumda kalan Müslümanların Habeşistan’a göç etmelerine izin verdi. Bu olaydan sonra bazı Müslümanlar 615 ve 616 yıllarında iki kafile hâlinde Habeşistan’a göç etti.

Mekke’de kalan Hz. Muhammed, müşriklerin bütün baskılarına ve boykotlarına rağmen ilk Müslümanlarla birlikte mücadeleye devam etti. Hac için Arabistan’ın değişik yerlerinden Kâbe’yi ziyarete gelenlere İslamiyet’i anlattı. 620 yılında Medine’den gelen altı kişi denilen yerde Hz.

Muhammed’in çağrısına uyarak Müslüman oldular. 621 yılında da Medine’deki Evs ve Hazrec kabilelerinden on iki kişi Akabe denilen yerde Hz. Muhammed’in emirlerine uyacaklarına söz verip kendisine biat ettiler. Birinci Akabe Biatı adı verilen bu olaydan bir yıl sonra Medineli yetmiş dört kişilik başka bir grup, aynı yerde Hz. Muhammed ile buluştular.

İkinci Akabe Biatı adıyla bilinen bu buluşmada Medineliler peygambere bağlı kalacaklarına dair yemin edip Müslüman olduktan sonra, onu ve Mekke’deki Müslümanları şehirlerine davet ettiler. Böylece tarihe Akabe Biatları adıyla geçen bu olaylarla birlikte İslamiyet ilk kez Mekke dışında da yayılmaya başladı.

2- Hicret

Mekkeliler İslamiyet’in Şam ticaret yolu üzerinde bulunan Medine’de yayılmasından endişe duyuyorlardı. Bu nedenle Hz. Muhammed’i öldürerek İslamiyet’i kesin olarak ortadan kaldırmayı planladılar.

Mekke’deki durumun giderek kötüleştiğini gören Hz. Muhammed, Medineli Müslümanların Akabe Biatları sırasında verdikleri söze güvenerek Mekkeli Müslümanların Medine’ye hicret (göç) edebileceklerini bildirdi.

Bunun üzerine ilk Müslümanlar gruplar hâlinde Medine’ye doğru yola çıktı (622). Son olarak Hz. Muhammed yakın arkadaşı Hz. Ebu Bekir ile birlikte Mekke’den ayrılarak Medine’ye hicret etti.

Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicret ederken izlediği yol
Hz. Muhammed’in Mekke’den Medine’ye hicret ederken izlediği yol

Merkezî otoritenin olmadığı Medine’de Müslümanların dışında putperestler, Hristiyanlar ve Yahudiler bir arada yaşıyordu. Hicretle birlikte bu gruplara Mekkeli Müslümanlar da eklendi. Hz. Muhammed Medine’de toplumsal düzeni sağlamak ve çeşitli grupları huzur içinde bir arada yaşatabilmek için siyasi bir organizasyona ihtiyaç duydu. Şehirdeki gruplarla istişareleri sonucunda onlarla bir antlaşma yaparak devlet kurma yolundaki ilk adımı attı.

Medine Sözleşmesi adıyla bilinen bu antlaşma kurulacak olan İslam Devleti’nin anayasası oldu. Medine Sözleşmesi’yle her şeyden önce farklı dinlere mensup insanların yaşadığı yeni bir toplum yapısı kuruldu. Sözleşmenin ilk maddesinde bu toplumun Müslümanlar ve bir saldırı durumunda onlarla birlikte savaşmayı kabul eden gayr-i müslimlerden meydana geldiği belirtildi.

İkinci maddede ise “İşte bunlar, diğer insanlardan ayrı bir ümmet teşkil ederler.” denilerek Medine Sözleşmesi’ne katılanların din, dil, ırk farkı gözetmeksizin eşit hak ve yükümlülüklere sahip vatandaşlar olduğu ifade edildi. Barış, iyilik, adalet, doğruluk ve yardımlaşma teşvik edilirken kötülükler ve adaletsizlikler yasaklandı.

Böylece sürekli çekişmeden beslenen soya dayalı kabilecilik anlayışı geride kaldı. Onun yerine karşılıklı hak ve sorumluluklar üzerinde uzlaşmış eşit vatandaşlardan oluşan, istişareye önem veren yeni bir sosyal ve siyasi düzen kuruldu.

Hz. Muhammed Medine Sözleşmesi’yle kabileleri kendi başkanlığı altında birleştirerek peygamber olmanın yanı sıra siyasi lider hâline de geldi. Ardından Medine şehrinin nüfusunu ve sınırlarını tespit ettirerek bu sınırlar içinde kalan toprakların kentte yaşayanlar için mukaddes bir yer olduğunu ilan etti. Ayrıca şehrin Yesrib olan adını Medine (Şehir) olarak değiştirdi.

Böylece Medine’de sınırları resmî antlaşmayla belirlenmiş ve siyasi birliğini tamamlamış bir devlet kurdu. Medine Sözleşmesi’nde Müslümanların kardeşliği vurgulanmış ve toplumsal dayanışmaya önem verilerek herkesin birbirine yardım etmekle mükellef olduğu belirtilmişti. Hz. Muhammed, bu doğrultuda ensar denilen Medineli Müslümanlar ile muhacir (göçmen) denilen Mekke’den göç eden Müslümanları kardeş ilan etti.

Kardeşlik hukuku gereği olarak her ensarın bir muhaciri kendisine kardeş seçerek misafir etmesini ve mallarını onunla paylaşmasını istedi. Medine Sözleşmesi “Üzerinde anlaşmazlığa düştüğünüz herhangi bir şey, Allah’a ve onun elçisi Muhammed’e götürülecektir.” hükmüyle adalet dağıtma yetkisini merkezî idareye vermişti. Bu maddeyle Hz. Peygamber Müslümanların birbirleriyle ve Yahudilerle olan anlaşmazlıklarında yargı mercii hâline geldi.

Hz. Muhammed de üzerine aldığı bu sorumluluğun gereği olarak örf ve âdetlere dayanan eski hukukun yerine her dinden insanın kabul edebileceği yeni bir hukuk düzeni kurdu. Bir mahkeme meclisi oluşturarak evlenme, boşanma, miras, alışveriş, borçlanma, kira, diyet, kısas, vb. konulara ilişkin davaları hükme bağladı. Diğer yandan Yahudilerin birbirleriyle olan anlaşmazlıklarında isterlerse kendi hukuklarına göre yargılama yapmalarına izin verdi.

Medine Sözleşmesi’yle hukuk alanında Cahiliye Dönemi’nden kalan kolektif suç kavramı yerini suçun şahsiliği ilkesine bıraktı. Savaş esirlerine fidye karşılığında özgürlüğüne kavuşma hakkı tanınırken öldürme ve yaralama olaylarında suçluya kısas yerine diyet ödeme cezası verildi. Ödeme gücü olmayanlar için de âkile sistemi denilen bir çeşit sigorta uygulaması başlatıldı.

Buna göre kabile mensupları, ortak hazineye imkânları ölçüsünde para yatıracak ve toplu bir ödeme yapması gerektiğinde burada toplanan paradan yararlanabilecekti. Hicretle birlikte Medine’de kurulan İslam Devleti güvenlik alanında da kurumsallaştı. Medine Sözleşmesi’nde bir saldırı durumunda herkesin savunmaya ve savaş masraflarına katılması kararlaştırılmıştı.

Hz. Muhammed bu hükme dayanarak kabile liderleri aracılığıyla topladığı askerlerden oluşan bir ordu kurdu. Askerleri süvariler, piyadeler ve okçular olarak sınıflandırdı. Bazı birlikleri de savaşlarda kılavuzluk ve gözcülük yapmakla görevlendirdi. Ayrıca kendisi olmadığında orduyu yönetmek üzere komutanlar tayin etti. Böylece peygamberlik, devlet başkanlığı ve yargıçlığın yanı sıra başkomutanlık görevini de yürütmeye başladı.

Medine’deki Mescid-i Nebevi’den bir görünüş
Medine’deki Mescid-i Nebevi’den bir görünüş

Hz. Muhammed Medine’de Müslümanların eğitimiyle de ilgilendi. Bu amaçla Mescid-i Nebevi (Peygamber Mescidi) adıyla inşa ettirdiği yapıya genç sahabilerin yatılı olarak kalıp eğitim-öğretim görebileceği suffe (gölgelik) denilen bir bölüm ekledi.

Hz. Muhammed ilk İslam üniversitesi olarak nitelenen bu eğitim kurumunun başında bizzat bulundu. Burada kendisinden sonra İslamiyet’in yayılmasında önemli rol oynayacak birçok Müslüman yetiştirdi. Ayrıca Mescid-i Nebevi’de ibadet için toplananlarla sohbet halkaları oluşturarak İslam toplumunun dinî ve ahlaki eğitimine katkıda bulundu.

Hz. Muhammed, Mekke’den gelen Müslümanların Medine’de ticaret yapabilecekleri bir pazar yeri kurdu. O bu pazarda Cahiliye Dönemi’nden kalma ticaret alışkanlıkları yerine İslam’a uygun adil ve doğru bir alışveriş sistemi kurmaya çalıştı. Ayrıca Medine’deki pazarları denetlemek ve ticari anlaşmazlıkları çözmek üzere biri kadın toplam dokuz kişiden oluşan bir zabıta ekibi görevlendirdi.

Böylece İslam medeniyetinin ilk belediyecilik uygulamasını başlatmış oldu. Hz. Muhammed Medine Sözleşmesi’ndeki ilkeleri hayata geçirerek şehirdeki çatışma ve karışıklıklara büyük ölçüde son verdi. İnsanların haklarını ve hürriyetlerini güvence altına alarak ve adaleti sağlayarak farklı kabilelerin hep birlikte barış içinde yaşayabilecekleri bir devlet düzeni kurdu.

3- Müslümanların Kendilerini Koruma ve İslam’ı Yayma Mücadelesi

Mekkeli putperestler, Müslümanlar üzerindeki saldırılarına hicretten sonra da devam ederek onları Medine’den çıkarmak veya ortadan kaldırmak için her yolu denediler. Ancak Müslümanların kendi varlıklarını koruma ve İslamiyet’i yayma azmi karşısında amaçlarına ulaşamadılar. Bu süreçte Müslümanlar kendilerine yönelen tehditler karşısında birçok savaş yapmak zorunda kaldılar.

a. Bedir Savaşı (624)

Medine’ye hicret eden Müslümanlar Mekke’nin ileri gelen tüccarlarından Ebu Süfyan’ın Suriye’den dönmekte olan ticaret kervanının Medine yakınlarından geçeceğini haber aldılar. Kervanın geliriyle müşriklerin kendilerine karşı kullanmak üzere silah satın alacaklarını öğrenince de Mekke’de yağma edilen mallarının karşılığı olarak kervana el koyma kararı verdiler. Hz. Muhammed komutasında bir ordu hazırlayarak Bedir Ovası’na gelen Müslümanlar burada yapılan savaştan zaferle çıktılar.

Bedir Savaşı’nı gösteren bir minyatür
Bedir Savaşı’nı gösteren bir minyatür

Müslümanlar Bedir Savaşı’nda esir aldıkları Mekkelilerin bir bölümünü fidye ile serbest bıraktılar. Okuma yazma bilenleri ise Müslümanlara okuma yazma öğretmeleri karşılığında özgürlüklerine kavuşturdular. Diğer yandan ganimetlerin beşte birini devlet hazinesine bırakırken beşte dördünü savaşa katılanlar arasında paylaştırdılar.

Böylece İslam devletlerinde kural hâline gelecek bir uygulamayı başlattılar. Müslümanların ilk askerî başarısı olan Bedir Zaferi’nden sonra İslamiyet’in yayılışı hızlandı. Ayrıca Hz. Muhammed’in devlet başkanlığı ve ordu komutanlığındaki konumu güçlendi.

b. Uhud Savaşı (625)

Bedir’de uğradıkları yenilginin izlerini silmek isteyen Mekkeliler yeniden savaş hazırlıklarına başladılar. 3.000 kişilik bir ordu kurarak Ebu Süfyan komutasında Medine’ye doğru yola çıktılar. Durumu öğrenen Hz. Muhammed, Medine’nin ileri gelenlerini topladı. Onlara, şehirde kalarak savunma yapmanın en doğru karar olacağını söyledi.

Ancak çoğunluğun bir meydan savaşından yana görüş bildirmesi üzerine onların isteğine uymak zorunda kaldı. İki ordu Uhud Dağı eteklerinde karşı karşıya geldi. Hz. Muhammed, savaş öncesinde ordusunun arkadan kuşatılmasını önlemek amacıyla dağın solunda bulunan geçide elli okçu yerleştirdi. Onlara ne olursa olsun yerlerinden ayrılmamalarını emretti.

İlk anları Müslümanların üstünlüğüyle geçen Uhud Savaşı’nda, Mekkeliler okçuların koruduğu boğazdan geçemediği için varlık gösteremeyip çekilmeye başladılar. Ancak bu gerileyişe bakarak savaşın kazanıldığını düşünen okçuların izinsiz olarak yerlerini terk etmesiyle durum değişti. Mekke ordusundaki süvari birliğinin başında bulunan Halid bin Velid bu fırsatı kaçırmadı.

Savunmasız kalan boğazdan geçerek Müslüman ordusunu arkadan kuşattı. Bu sırada kaçmakta olan Mekkeliler de geriye dönüp yeniden savaşmaya başladı. Uhud Dağı’nın yamaçlarında yapılan savaşta Müslümanlar zor anlar yaşadı. Hz. Muhammed yaralanırken amcası Hz. Hamza şehit düştü.

Buna rağmen Hz. Muhammed, ordusunu yeniden toparlayıp takibe geçerek müşrikleri Mekke’ye geri çekilmek zorunda bıraktı. Böylece onların Müslümanlar karşısında zafer kazanmalarına izin vermediği gibi Mekke ile Medine arasındaki kabilelere de Müslümanların zayıf düşmediğini göstermiş oldu.

Uhud Savaşı’nda okçuların yerlerinden ayrılmasını ve Mekkelilerin Müslümanları kuşatmasını gösteren bir kroki
Uhud Savaşı’nda okçuların yerlerinden ayrılmasını ve Mekkelilerin Müslümanları kuşatmasını gösteren bir kroki

c. Hendek Savaşı (627)

İslamiyet’in Medine ve çevresinde yayılmasını kaygıyla izleyen Mekkeliler özellikle Şam ticaret yolunun Müslümanların kontrolüne girmesiyle ekonomik zarara uğradılar. Mekkeliler bu soruna kesin çözüm bulmak için on bin kişilik orduyla bir kez daha Medine üzerine yürüdüler. Mekkelilerin Medine’ye doğru harekete geçtiğini öğrenen Müslümanlar şehrin girişine hendekler kazdılar.

Mekkeliler Medine önlerine geldiklerinde, o güne kadar hiç görmedikleri bu savunma yöntemi karşısında şaşkınlığa düşerek durakladılar. Uzun süreli bir kuşatmaya hazır olmayan Mekkeliler hendeği geçme girişimlerinde başarısız oldular. Kum fırtınalarının başlaması üzerine de herhangi bir sonuç alamadan geri döndüler.

Mekkeliler Hendek Savaşı’nda uğradıkları başarısızlıktan sonra yeni bir saldırıya geçme gücünü kendilerinde bulamadılar. Müslümanlar ise İslamiyet’i Medine dışına yayma çalışmalarına hız verdiler. Bir yandan da Hendek Savaşı sırasında Mekkelilerle gizlice iş birliği yapan Beni Kureyza Yahudilerini şehirden çıkararak Medine’de daha güçlü hâle geldiler.

ç. Hudeybiye Barışı (628)

Hz. Muhammed, Hendek Savaşı’ndan bir yıl sonra Kâbe’yi ziyaret etmeye karar verdi. 628 yılı hac mevsiminde, bir grup Müslümanla birlikte Mekke’ye doğru yola çıktı. Müslümanlar, savaşmak niyetinde olmadıklarını göstermek için silahsız gelmişlerdi. Kureyşliler ise Müslümanların Mekke’yi fethetmeye geldiklerini düşünerek savaş hazırlığı yapmışlardı.

Bu nedenle Hz. Muhammed’in elçi olarak gönderdiği Hz. Osman’ı tutuklamışlardı. Müslümanlar, Mekkelilerin düşmanca tutumu karşısında geri adım atmadılar. Bunun üzerine Mekkeliler yeni bir savaşı göze alamayıp onlarla Hudeybiye Antlaşması’nı yaptılar.

Hudeybiye Antlaşması’na göre Müslümanlar o yıl Kâbe’yi tavaf etmeden geri dönecek; buna karşılık gelecek yıl üç gün süreyle Mekke’yi ziyaret edebileceklerdi. Diğer yandan Mekkelilerden biri Medine’ye gelip sığınırsa o kişi velisinin isteği üzerine geri verilecek ancak Müslümanlardan biri Mekkelilere sığınacak olursa iade edilmeyecekti.

Hudeybiye Antlaşması bu hükümleriyle ilk bakışta Müslümanların zararına gibi görünüyordu. Ancak kısa sürede bunun böyle olmadığı anlaşıldı. Mekkelilerden İslamiyet’i kabul edenler, antlaşma gereği Medine’ye alınmayınca müşriklerin kervanlarını yağmaladılar. Bu tepkiler üzerine Mekkeliler Hudeybiye Antlaşması’nın söz konusu maddesini iptal etmek zorunda kaldılar.

d. Hayber’in Fethi (629)

Hendek Savaşı’ndan sonra Medine’den çıkarılan Yahudiler, şehrin 150 km kuzeyindeki Hayber’e yerleşmişlerdi. Hayber Yahudileri, Mekkelileri Müslümanlara karşı kışkırtarak Şam ticaret yolunun güvenliğini tehdit ediyorlardı. Bunun üzerine sefere çıkan Hz. Muhammed, Hayber Kalesi ile birlikte bu bölgedeki diğer kaleleri fethetti.

Hayber’in fethiyle birlikte Şam ticaret yolunun güvenliği sağlanırken Müslümanlar da ilk fetihlerini gerçekleştirmiş oldular. Fetihten sonra Müslümanlar, vergi vermeleri şartıyla Hayber Yahudilerini topraklarında bıraktılar. Bu bölgede yaşayan gayrimüslim kabilelerin savaşabilecek durumdaki erkeklerini ise cizye vergisine bağladılar. Böylece İslam devletlerindeki cizye alma geleneğini başlattılar.

e. Mu’te Seferi (629)

Hz. Muhammed, Hayber’in fethinden sonra Suriye’de bulunan Hristiyan Gassani Devleti’nin yöneticilerini İslam’a davet etmek için bir elçi gönderdi. Elçisinin öldürüldüğünü öğrenince de ordusunu Gassaniler üzerine sefere çıkardı. İslam ordusu Mu’te denilen yerde büyük bir Bizans ordusu ile karşıya karşıya geldi. Savaşın ilk anlarında İslam ordusu önemli kayıplara uğradı.

Ordunun önde gelen komutanlarından bazıları şehit düştü. Bunun üzerine komutayı ele alan Halid bin Velid, askerlerini yeniden toparlayarak Bizanslıları geri püskürttü. Böylece İslam ordusunu büyük bir bozgundan kurtardı. Mu’te Seferi Müslümanlar ile Bizanslılar arasındaki ilk savaş olarak tarihe geçti.

f. Mekke’nin Fethi (630)

Mekkeli müşrikler Müslümanların Mu’te seferinde uğradığı kayıplardan cesaret alarak onlara yönelik baskılarını arttırdılar. Bunun üzerine Hz. Muhammed, on bin kişilik bir ordunun başında Mekke’ye doğru yola çıktı.

Şehri kan dökmeden almak isteyen Hz. Muhammed, ordusunu Mekke yakınlarında konaklattı. Gece olduğunda da çok sayıda ateş yaktırarak Müslümanların sayısını fazla gösterip Mekkelilerin direncini kırdı. Bu manzara karşısında korkuya kapılan Mekkeliler şehri savaş yapmadan Müslümanlara teslim etti.

Mekke’den bir görünüş
Mekke’den bir görünüş

g. Huneyn Savaşı (630)

Mekke’nin güneyindeki Taif putperestlerin yaşadığı bir şehirdi. Taifliler kendileri gibi putperest Arap kabilelerini yanlarına çekerek Mekke’yi Müslümanlardan geri almak üzere harekete geçmişlerdi. Hz. Muhammed Huneyn denilen yerde toplanan bu kabileler üzerine sefere çıkarak onları bozguna uğrattı. Daha sonra kaçan kabilelerin sığındığı Taif’e yöneldi. Ancak etrafı surlarla çevrili şehrin fethi mümkün olamayınca kuşatmayı kaldırdı. Taif halkı da bir yıl sonra kendiliğinden İslam’ı kabul etti.

ğ. Tebük Seferi (631)

Tebük, Medine ile Şam arasında bulunan ve İslam Devleti’nin Bizans sınırına yakın şehirlerinden biriydi. Hz. Muhammed, Bizans İmparatoru Heraklius’un büyük bir ordu ile Arabistan üzerine sefere çıktığı haberi üzerine ordusuyla birlikte Tebük’e geldi.

Haberin asılsız olduğunu anlayınca da ordusuyla birlikte geri döndü. Tebük Seferi, Müslümanların Arabistan dışına yaptıkları ilk seferdir. Bu sefer, Suriye’de bulunan ve bir Arap kabilesi olan Gassanilerin İslamiyet’i kabul etmesiyle sonuçlandı.

Hz. Muhammed 632 yılında, hac ibadetini yapmak için ailesiyle birlikte Mekke’yi ziyaret etti. İslam tarihinde Veda Haccı olarak adlandırılan bu ziyarete, Arabistan’ın çeşitli yerlerinden gelen çok sayıda Müslüman katıldı.

Hz. Muhammed, hac sırasında Arafat Dağı’nda toplanan yüz bin Müslüman’a hitaben Veda Hutbesi’ni okudu. O, bu hutbesinde bütün insanlığı ilgilendiren evrensel mesajlar verdi.

Veda Haccı’ndan sonra Medine’ye dönen Hz. Muhammed, Bizans İmparatorluğu üzerine sefer hazırlıkları yaptığı sırada rahatsızlandı. 8 Haziran 632’de de Medine’deki evinde vefat etti.

Vasiyeti gereği vefat ettiği yere defnedildi. Hz. Muhammed’in kabri bugün Mescid-i Nebevi’nin içindeki Ravza-i Mutahhara (Tertemiz Cennet Bahçesi) olarak isimlendirilen yerdedir.

Tarih Bilimi Ders Notları

YAZAR BİLGİSİ
Recep Bayoğlu
Hayatını internete adamış biri olarak, hedefim bilgiyi ulaşılabilir hale getirmektir. Bu amaca istinaden her türlü bilgi paylaşımını KonuAnlatimi.Net üzerinde yapıyorum. Umarım içeriklerim tüm ziyaretçilerim için faydalı olur.
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Düşünceleriniz önemli, lütfen yorum yapın.x
()
x