Sindirim Sistemi

08.04.2020
363
Sindirim Sistemi

Canlılar yaşamsal faaliyetlerini gerçekleştirmek için enerjiye gereksinim duyarlar. İhtiyaç duydukları enerjiyi ise beslenme yoluyla elde ederler. Ototrof (üretici) canlılar, besinlerini kendileri üretirken heterotrof (tüketici) canlılar dışarıdan hazır olarak alırlar.

Heterotrof canlıların dışarıdan aldıkları besinlerin, bu canlıların hücreleri tarafından kullanılabilecek küçük alt birimlere parçalanması olayına sindirim adı verilir. Sindirim sistemi, sindirim olaylarının gerçekleştiği sindirim organları ve sindirime yardımcı organlardan oluşur. Sindirim, ağızla başlayıp anüsle sona eren, aşağı yukarı 8-10 m uzunluğundaki sindirim kanalında gerçekleşir.

Sindirim, gerçekleşme şekline göre mekanik ve kimyasal olarak iki şekilde incelenir:

  • Mekanik sindirim: Yüksek yapılı canlılarda besinlerin enzim kullanılmadan sadece fiziksel olarak küçük parçalara ayrılması olayına mekanik sindirim adı verilir.
  • Kimyasal sindirim: Besin maddelerinin su ve enzimler yardımıyla hidrolize olarak yapı taşlarına (monomer) ayrışmasına ise kimyasal sindirim adı verilir. Hidrolizin gerçekleştiği yere göre hücre içi ve hücre dışı olmak üzere iki tür kimyasal sindirim söz konusudur:

Hücre içi sindirimde besinler fagositoz veya pinositoz yoluyla besin kofulu oluşturularak hücre içine alınır. Besin kofulu ve lizozomun birleşmesiyle lizozomdaki enzimler sayesinde besinler yapı taşlarına kadar parçalanır.

Koful zarından sitoplazmaya geçen yapı taşları hücre tarafından kullanılmaya hazırdır. Oluşan atıklar kofulun hücre zarı ile birleşmesiyle hücre zarından ekzositoz yoluyla hücre dışına atılır. Hücre içi sindirim amip, öglena ve paramesyum benzeri tek hücreli canlılar ile süngerler, sölenterler ve akyuvar hücrelerinde görülür.

Koful hakkında kapsamlı bilgi için: “Koful Nedir?” Bağlantısına bakabilirsiniz.

Hücre dışı sindirim, hücrelerden salgılanan enzimlerle besinlerin hücre dışında yapı taşlarına parçalanması ve difüzyon veya aktif taşıma ile hücre içine alınmasıdır. Saprofit bakteriler, mantarlar, böcekçil bitkiler, toprak solucanı, denizkestanesi, salyangoz, hidra, planarya benzeri bazı omurgasızlar ile omurgalılarda görülen sindirim şeklidir.

Sindirim Kanalı Organları

Ağız

Ağız, besinlerin hem fiziksel hem de kimyasal sindirimlerinin başladığı organdır. Besinlerin dişler ve dil yardımıyla öğütülmesi ile mekanik sindirim gerçekleşir. Dişler besinleri parçalarken dil de besinlerin karıştırılmasını, tadının algılanmasını ve yutağa iletilmesini sağlar.

Dişler ağız boşluğu içinde bir uçları alt ve üst çene kemiğindeki çukurlara gömülü, öteki uçları serbest olan kemik görünümlü yapılardır.

Altıncı aydan itibaren çıkmaya başlayan ilk dişlere süt dişleri adı verilir. 6-7 yaşlarında süt dişleri dökülmeye başlar ve yerine kalıcı dişler çıkar. Çocukların ağzında genellikle 28 diş bulunur. Yetişkinlerde ise 32 diş vardır. Bu rakamı 32’ye tamamlayan 3. büyük azılar yani yirmi yaş dişleridir. Bu 32 diş, 3 ayrı diş takımından meydana gelmektedir.

  • Kesici dişler: Alt ve üst çenede dörder tane olmak üzere toplam 8 adettir.
  • Köpek dişleri: Alt ve üst çenede ikişer tane olmak üzere toplam 4 adettir.
  • Azı dişleri: Alt ve üstte dörder tane küçük azı; altışar tanesi ise büyük azı olmak üzere toplamda 20 adettir.

Diş; taç, boyun ve kök olmak üzere 3 kısımdan oluşur. Dişin ağızda görünen kısmına taç, diş etiyle sarılı kısmına boyun, çene kemiğinin içinde kalan kısmına ise kök adı verilir. Diş, dıştan içe doğru incelendiğinde 3 tabakadan oluştuğu görülmektedir:

En dışta bulunan ve dişin taç kısmını örten parlak, sert tabakaya mine; minenin altındaki kemik yapılı tabakaya dentin; en içte bulunan, sinir ve bağ dokudan oluşan tabakaya ise pulpa (öz bölgesi) adı verilir. Dişlerimiz ısırma ve çiğneme sırasında sürekli yüksek basınca maruz kalmasına rağmen dayanıklılığını korur. Dişlerimizin dayanıklılığını vücudun en sert ve en yoğun mineralleşmiş maddesi olan diş minesi sağlar.

Yutak

Yutak; ağzın gerisinde, yemek ve soluk borusunun başlangıcında yer alan, düz kas ve zar yapıdaki boşluktur. Üstte ağız ve burun boşluğuna, altta ise yemek borusuna açılır. Ağızda öğütülen besinlerin yemek borusuna iletilmesini sağlar. Yutkunma ile besinler ağızdan yutağa, oradan da yemek borusuna aktarılır. Yutkunma sırasında gırtlak kapağı (epiglottis), soluk borusunu kapatarak besinlerin soluk borusuna kaçmasını önler.

Yemek Borusu

Mide ile yutak arasında ki aşağı yukarı 25 cm uzunluğunda ve 2 cm çapında olan kaslı bir borudur. Yemek borusunun başlangıcındaki kaslar çizgili kaslardır. Bu nedenle yutma olayı istemli olarak başlar. Daha sonra yemek borusunun alt kısmındaki istemsiz çalışan kasların peristaltik kasılma hareketleri ile besinler mideye doğru ilerletilir.

Mide

Sindirim sisteminin kese şeklini almış organıdır. Yetişkin bir insanda hacmi aşağı yukarı 1,5 litre kadardır. Fakat alınan besinin fazlalılığına bağlı olarak kaslı yapısı sayesinde midenin hacmi artabilir.

Midenin üç temel görevi vardır. Bunlar:

  1. Alınan besinlerin depolanması,
  2. Kasılıp gevşeme hareketleri ile besinlerin mekanik sindirimlerinin gerçekleştirilmesi ve besinlerin yarı katı-yarı sıvı bir şekil olan kimus haline dönüştürülmesi,
  3. Proteinlerin kimyasal sindiriminin başlatılmasıdır.

Mide iç duvarını meydana getiren epitel dokudan mide öz suyu salgılanır. Bu öz suyun içinde hidroklorik asit (HCl), pepsinojen enzimi, mukus salgısı bulunur.

Mide boşluğuna salgılanan hidroklorik asit, mide içinin asidik bir ortam haline dönüşmesini sağlar. Mide içinin pH’ı aşağı yukarı 2’dir. Bu asidik ortam, besinlerle birlikte vücuda giren mikroorganizmaların öldürülmesini sağlarken ayrıca besinlerin yapısındaki proteinlerin de yapılarının bozulmasına (denatürasyon) neden olur ve böylece kimyasal sindirimi kolaylaştırır. Ayrıca hidroklorik asit, pasif olarak salgılanan ve proteinlerin kimyasal sindirimini gerçekleştiren pepsinojen enziminin aktifleşerek pepsin şekline dönüşmesini sağlar. Pepsin, proteinlerin kimyasal sindirimini başlatır ve proteinlerin küçük polipeptit parçalarına (pepton) dönüşmesini sağlar.

Mide içinin pH’ının çok düşük olmasına ve içinde protein sindiren enzimin bulunmasına rağmen mide bundan nasıl zarar görmez? Bunun üç sebebi vardır:

  1. Proteinleri sindiren pepsin enzimi, pasif haldeki pepsinojen olarak salgılanır. Pepsinojenin aktifleşmesini sağlayan hidroklorik asit farklı hücrelerden salgılanır ve bunlar ilk defa mide boşluğunda karşılaşır.
  2. Mide iç yüzeyini epitel hücreleri tarafından salgılanan mukus tabakası kaplar. Mide iç yüzeyini koruyan bu tabaka, üç günde bir kendisini yeniler.
  3. Gastrin ve enterogastrin hormonlarının düzenleyici etkisi, midenin boşuna salgı üretmesini engeller.

Midenin enzim salgılaması da özdeş şekilde üç farklı etki ile kontrol edilir:

  1. Hormonal etki: Midenin yapısında ki bazı hücrelerden (G hücreleri) salgılanan gastrin hormonu, midenin salgı yapan hücrelerine etki ederek enzim üretimini uyarır.
  2. Sinirsel etki: Besinlerin tadı ve kokusu beyinde alakalı merkezleri uyardığında midenin çalışması hızlanır.
  3. Mekanik (fiziksel) etki: Besinlerin mide duvarına teması, midede salgı yapılmasını uyarır.

Midenin çalışması sırasında normalde her iki ucu da kapalıdır. Fakat yemek borusunun mideye bağlandığı yer olan kardia adı verilen bölgedeki kaslar düzenli çalışmazsa midedeki asitli kimus yemek borusuna kaçabilir. Bu durumda yanma hissi (reflü hastalığı) açığa çıkar.

Eğer bu durum süreklilik kazanırsa yemek borusu ülseri oluşur. Midenin ince bağırsağa bağlandığı bölüme ise pilor adı verilir. Bir öğün yemeğin mideden ince bağırsağa pilordan tamamen geçmesi aşağı yukarı 2-6 saat sürer.

İnce Bağırsak

Sindirim sisteminin aşağı yukarı 6-7 m ile boyu en uzun bölgesidir. Besinlerin kimyasal sindiriminin tamamlanması ve kana emilimin büyük bir kısmı burada gerçekleştirilir. İnce bağırsak üç kısımdan oluşur. Bunlar mideye bağlanan ve aşağı yukarı 25 cm uzunluğundaki onikiparmak bağırsağı (duodenum), orta kısım olan, aşağı yukarı 2 m uzunluktaki jejunum ve kalın bağırsağa bağlanan kısım olan ileumdur.

Mideyi terk eden asidik kimus, onikiparmak bağırsağına gelir. Aynı zamanda buraya karaciğer ve pankreas da kanalları ile bağlanarak salgılarını boşaltır. Asidik olan kimus, buradaki bazik salgılarla tamponlanır.

İnce bağırsağın iç yüzeyi emilim yüzeyini artıran villus adı verilen kıvrımlardan oluşur. Villusların bağırsak içine bakan yüzeylerinde ise mikrovillus adı verilen sitoplazmik uzantılar bulunur

Kalın Bağırsak

Sindirim kanalının ince bağırsaktan sonra başlayıp anüs ile biten aşağı yukarı 1,5-2 m uzunluğundaki kısmıdır. Üç önemli görevi vardır. Bunlar:

  • Su, sodyum, klor ve potasyum benzeri elektrolitlerin kana emilimini tamamlamak,
  • B ve K vitamini üreten faydalı bakteriler için yaşam ortamı oluşturmak ve bu vitaminlerin emilimini gerçekleştirmek,
  • Dışkının vücuttan atılıncaya kadar geçici olarak depolanmasını sağlamaktır.

Kalın bağırsak üç kısımdan oluşur. İnce bağırsağa bağlanan ilk 6 cm’lik kısmına kör bağırsak (çekum) adı verilir. Kör bağırsağın ince bağırsak ucunda ki kapak, kalın bağırsağa geçen içeriğin tekrar ince bağırsağa geçmesini engeller. Bu kapağın aşağı yukarı 2 cm altında apendiks adı verilen solucana benzeyen bir uzantı bulunur.

Apendiksin yabancı bir madde ile tıkanması ve iltihaplanmasına apandisit adı verilir. Apandisit aşırı ağrı, kusma ve iştah kaybı benzeri belirtiler gösterir ve cerrahi müdahale ile apendiksin alınması gerekir. Kör bağırsaktan sonra kalın bağırsağın büyük bir kısmını meydana getiren kolon bölgesi başlar. Kolonlardan sonra ise aşağı yukarı 15 cm uzunluğundaki son bölge olan düz bağırsak (rektum) bulunur. Dışkı düz bağırsakta geçici olarak depolanır ve anüsten dışarı atılır.

Sindirime Yardımcı Organlar ve Yapıları

Tükürük Bezleri

Tükürük bezleri çene altı, dil altı ve kulak altında olmak üzere toplam 3 çifttir. Tükürük bezleri tarafından salgılanan tükürük, ağzın nemli kalmasında, besinlerin kayganlaşması ve tatlarının alınmasında, karbonhidratların kimyasal sindiriminin başlamasında görevlidir. Ayrıca tükürükte bulunan lizozim enzimi, bakteri hücre duvarını parçalayan antibakteriyel etkisi sayesinde diş çürümelerine neden olan bakterilerin yok edilmesini sağlar.

Tükürüğün pH’ı nötrdür ve içeriğinde seröz, mukus ve amilaz (pityalin) enzimi bulunur. Seröz, çene altı tükürük bezleri tarafından salgılanır ve besinlerin eritilerek tadının alınmasını sağlar. Dil altı tükürük bezleri tarafından salgılanan mukus (H2O + Na+ + Ca+2 + Glikoprotein) ağzın nemli kalmasını ve besinlerin kayganlaşmasını sağlar. Kulak altı tükürük bezlerinden salgılanan amilaz (pityalin) enzimi sayesinde ağızda karbonhidratların sindirimi başlar.

Karaciğer

Yaklaşık 1,5 kg kütlesi ile deriden sonra vücudun en ağır organıdır. Sağ ve sol lop olmak üzere iki loptan oluşan karaciğer, canlılık için oldukça önemli olan fonksiyonları yerine getirir. Hayati önemi olan birçok maddenin üretimi, depolanması ve salgılanması karaciğerde gerçekleşir. Bu görevlerden başlıcaları:

  • Bağırsaklardan emilen besinler, kapı toplardamarı ile karaciğere getirilir. Kan içinde gelen besinlerin fazlası karaciğer tarafından alınır ve depolanır. Depolanan maddeler gerektiğinde karaciğer tarafından kana verilir.
  • Karbonhidrat, yağ ve protein metabolizmasını ayarlar.
  • Zehirli olan amonyağı (NH3) daha az zehirli olan üreye çevirir.
  • Alkolün zararlı etkisini azaltır.
  • İlaç kalıntıları benzeri zehirli maddeleri zehirsizleştirir.
  • Yağda eriyen vitaminler olan A-D-E-K vitaminlerini depolar.
  • Özellikle demir benzeri mineralleri depolar.
  • Karaciğerde bulunan kupfer hücrelerinde yaşlanmış ve hasarlı alyuvarlar parçalanır.
  • Albumin, globulin, fibrinojen benzeri plazma proteinlerini sentezler.
  • Yağların mekanik sindirimini sağlayan safra salgısını üretir. Üretilen safra, safra kesesinde depolanır.

Karaciğere kan getiren iki tane damar vardır. Bunlar kalpten (aorttan) gelen karaciğer atardamarı ve bağırsaklardan gelen kapı toplardamarıdır.

Yemek yedikten bir süre sonra kapı toplardamarı ile bağırsaklardan gelen besinler karaciğerde depolanır ve vücuda yetecek kadar besin, karaciğer toplardamarı ile kalbe geri gönderilir.

  • Tokken: Kapı toplardamarındaki besin derişimi > Karaciğer toplardamarındaki besin derişimi

Uzun süren açlık durumunda bağırsaklarda sindirim bittikten sonra kapı toplardamarında taşınan besin miktarı azalır. Bu durumda karaciğerde depolanan besinler tekrar kana verilir.

  • Açken: Karaciğer toplardamarındaki besin derişimi > Kapı toplardamarındaki besin derişimi

Safra Kesesi

Yaklaşık 7-10 cm uzunluğunda, karaciğerin sağ lobunun altında bulunan, kaslı bir yapıdır. Karaciğerde üretilen safra, safra kesesine gelir; burada konsantre hale getirilerek depolanır.
Safra; su, sodyum bikarbonat, safra tuzları, kolesterol ve bilirubin benzeri safra pigmentlerinden meydana gelmektedir. Safra kesesinde depolanan safra, koledok kanalından onikiparmak bağırsağının vater kabarcığı bölgesine dökülür

İnce bağırsakta kullanılmakta olan safra, yağların mekanik sindiriminde görev aldıktan sonra aşağı yukarı %90’ı ince bağırsakta emilerek tekrar kullanılabilmek için karaciğere getirilir. Safra, yağların mekanik sindiriminin dışında da görevler yapar. Bunlar; mideden gelen asidik kimusun nötrleşmesi, yağda çözünen vitaminlerin ve yağ yapı taşlarının emiliminin kolaylaştırılması, ince bağırsakta bakterilerin üremesinin ve kokuşmanın engellenmesi, dışkıya renk verme benzeri görevlerdir.

Safra, yağların mekanik sindirimini yapar; enzim değildir!

Pankreas

Pankreas, hem endokrin bez hem de ekzokrin bez olarak görev yapan karma bez özelliğinde bir organdır. İnce bağırsağa asidik özellikteki kimus geldiğinde ince bağırsak, salgıladığı hormonlarla pankreası uyarır ve pankreasın yapısında ki acinar (asinar) hücreleri pankreas öz suyunu üretir. Pankreas öz suyu, wirsung kanalı adı verilen kanal ile ince bağırsağın vater kabarcığı bölgesine taşınır.

pH’ı 7,5-8,8 arasındaki pankreas öz suyunun içinde bikarbonat, karbonhidratların sindiriminde görevli amilaz, yağların sindiriminde görevli lipaz, proteinlerin sindiriminde görevli kimotripsinojen, tripsinojen ve nükleik asitlerin sindiriminde görevli nükleaz enzimleri bulunur.

Besinlerin Kimyasal sindirimi

Besinlerin sindirimine başlamadan önce besinlerin sindiriminde görevli olan hormonları, salgılandıkları organları ve etki mekanizmalarını tanıyalım:

  • Gastrin: Mide hücrelerinden salgılanan gastrin hormonu, yine mide hücrelerini uyararak mide öz suyunun salgılanmasını sağlar.
  • Sekretin: Onikiparmak bağırsağından salgılanan sekretin hormonu, karaciğer ve pankreası uyarır. Pankreas hücrelerinden bazik özellikteki bikarbonatın salgılanmasını sağlayarak ince bağırsağı bazikleştirir, karaciğerin safra üretimini ve salgılamasını uyarır.
  • Kolesistokinin: Sekretin benzeri onikiparmak bağırsağından salgılanan kolesistokinin hormonu, safra kesesi ve pankreası uyarır. Pankreasın besinlerin sindirimini sağlayan enzimleri üretmesini sağlar. Safra kesesinin kasılmasını sağlayarak safranın koledok kanalı ile onikiparmak bağırsağına boşaltılmasına yardımcı olur.

Karbonhidratların Sindirimi

Karbonhidratların kimyasal sindirimi ağızda başlar, ince bağırsakta biter:

  • Ağız: Tükürükte bulunan tükürük amilazı (pityalin), nişasta ve glikojen moleküllerini parçalayarak iki glikozdan oluşan maltoz ve küçük polisakkarit zinciri olan dekstrine dönüşür.
  • İnce bağırsak: Pankreas tarafından salgılanan ve pankreas öz suyunda ki amilaz, ağızda başlamış olan karbonhidrat sindirimini ince bağırsakta devam ettirir. Sindirimin devamı ince bağırsak tarafından üretilen sindirim enzimleri tarafından gerçekleştirilir. İnce bağırsaktan salgılanan disakkaritleri sindiren maltaz, sükraz (sakkaraz), laktaz enzimleri ve dekstrini sindiren dekstrinaz enzimi karbonhidratların sindirimini tamamlar.

Proteinlerin Sindirimi

Proteinlerin kimyasal sindirimi midede başlar ve ince bağırsakta sona erer.

  • Mide: Mide epitel hücrelerinden pasif olarak salgılanan pepsinojen enzimi, farklı epitel hücrelerin salgıladığı hidroklorik asit ile karşılaştığında aktifleşerek pepsine dönüşür. Pepsin enzimi, proteinlerin kimyasal sindirimini başlatır ve küçük polipeptitlere ve peptonlara dönüşmesini sağlar.
  • İnce bağırsak: Mideden onikiparmak bağırsağına geçen asitli kimus, burada safra kesesinden gelen safranın etkisiyle bazikleşir ve pankreastan gelen protein sindiren enzimlerle karşılaşır. Pankreastan gelen protein sindirimi ile görevli enzimler de pasif olarak salgılanır ve ince bağırsakta aktifleşir. Pankreastan gelen tripsinojen enzimi, ince bağırsak tarafından salgılanan enterokinaz tarafından aktifleştirilir ve tripsine dönüşür. Tripsin enzimi de yine pankreastan salgılanan kimotripsinojen enzimini aktifleştirerek kimotripsine dönüştürür.
  • Pankreas enzimleri olan tripsin, kimotripsin ve karboksipeptidaz enzimleri ile mideden sindirimi tamamlanmamış olarak gelen polipeptitler ince bağırsak boşluğunda karşılaşır. Tripsin ve kimotripsin, polipeptitleri daha küçük polipeptitlere parçalarken karboksipeptidaz ise bazı amio asitleri polipeptitten koparır.

Proteinleri küçük bir kısmı, pankreas salgıları ile amino asitlere kadar parçalanabilirken birçoğu tripeptit, dipeptit ve küçük polipeptitler şeklinde kalır.

Proteinlerin sindirimlerinin sonuçlanması, ince bağırsak villuslarını kaplayan enterositler tarafından gerçekleştirilir. Bu hücreler ürettikleri dipeptidaz ve aminopeptidaz enzimleri ile tripeptit, dipeptit ve küçük polipeptitleri amino asitlere kadar parçalarlar.

Yağların Sindirimi

Yağların kimyasal sindirimi ince bağırsakta başlar ve biter. Yağların sindiriminde büyük damlalar halinde bulunan yağ damlalarını daha küçük parçalara ayırarak mekanik sindirim yapan ve kimyasal sindirimi kolaylaştıran safranın etkisi vardır. Kimyasal sindirim ise pankreastan salgılanan lipaz enzimi etkisi ile gerçekleştirilir.

Besinlerin Emilimi

Besinlerin sindiriminden sonra bunlardan faydalanabilmek için kana geçirilmesi gerekir. Emilim yeri özellikle ince bağırsaklardır. Sindirilen besinlerin aşağı yukarı %90’ı ince bağırsaklardan emilir. İnce bağırsağın üst bölgelerinde sindirim, alt bölgelerinde ise emilim daha fazla gerçekleşir.

İnce bağırsak yüzeyini artıran villus ve mikrovilluslar sayesinde difüzyon ve aktif taşıma ile emilme gerçekleşir. Her villusun yapısında bir kılcal damar ağı ve bir lenf kılcalı bulunur. Villus ve mikrovilluslarda emilen besinler bu damarlara geçerek vücut dolaşımına katılırlar.

Villus ve mikrovilluslardan emilen glikoz ve amino asitler kılcal kan damarlarına geçer. Buradan kapı toplardamara geçen yapı taşları karaciğere taşınır. Karaciğerden karaciğer toplardamarıyla çıkan besinler, alt ana toplardamar ile kalbe gelir ve buradan vücuda pompalanır. İnce bağırsaklarda emilen yağ asitleri ve gliseroller ise emilimin ardından burada yine yağları oluştururlar.

Yağlar daha sonra kolesterol ve özel proteinler ile sarılarak şilomikrona dönüşür. Buradan lenf kılcalına geçen şilomikronlar lenf toplardamarına geçer ve sırasıyla karın bölgesinde bulunan lenf toplardamarlarının toplandığı peke sarnıcına, göğüs kanalı adı verilen ana lenf damarına ve buradan da sol köprücük altı toplardamarına bağlanarak kan dolaşımına geçer.

Sindirim Sistemi Rahatsızlıkları

Kabızlık

Dışkı, bağırsaklarda ilerlemesinin yavaşlaması sonucunda kalın bağırsakta bekleme süresi artacağından içerdiği suyu kaybeder. Bu durum dışkının atılmasını zorlaştırır. Kabızlığı önlemenin en kolay ve etkili yöntemi bol su içmek ve lifli gıdalarla beslenmektir. Lifli besinler bol su tuttuğundan dışkının sulu kalmasını sağlayacak ve dışarı atılması kolaylaşacaktır.

İshal

Bağırsaklardaki dışkının içindeki suyun ve elektrolitlerin emilimlerinin normalden daha yavaş olmasından dolayı dışkının fazla sulu olarak atılmasıdır. Su kaybının yerine konulamaması durumunda özellikle çocuklarda ölüme yol açabilir.

İshalin tedavisinde öncelikle mikrobik bir hastalık söz konusu ise antibiyotik kullanılarak enfeksiyon önlenmeli ve bol su içilmelidir. Çocuklarda ishal durumunda kaybedilen su ve elektrolitlerin yerine konması için hazır olarak bulunabilen rehidrasyon içeceği verilir. Rehidrasyon içeceği 1 L suyun içinde aşağı yukarı yarım kaşık tuz ile 8 kaşık şeker oranının karışımından oluşmaktadır.

Laktoz Hassasiyeti

Laktoz, süt şekeri olan bir disakkarittir. Bu disakkaritin ince bağırsaklarda üretilen laktaz enzimi ile sindirildiği karbonhidrat sindirimi konusunda anlatılmıştı. Yeni doğan çocuklarda tek besin kaynağı olan süt, ilerleyen yaşlarda yeteri kadar tüketilmezse laktaz enzimi yetersiz üretilmeye başlanır.

Böyle bir kişi yıllar sonra süt içmeye başlarsa sütün içindeki laktozu sindiremez ve süt içtiğinde ağrı, gaz ve karın şişkinliği ve ishal şikayeti ile karşılaşır. Günümüzde laktoz hassasiyetine sahip insanların süt içebilmesi için piyasada satılan içine laktaz enzimi ilave edilmiş süt veya içerisinden laktozun ayrıldığı laktozsuz süt tercih edilmelidir.

Diş Çürükleri

Çocuk, genç, yetişkin veya yaşlı ayırt etmeksizin her zaman ortaya çıkabilen diş çürükleri beraberinde dayanılmaz acılar getirir ve çiğneme bozukluklarına neden olur. Diş çürümesi, diş plakları üzerinde yerleşmiş olan bakterilerin dişlere zarar vermesi sonucunda ortaya çıkar.

Bu bakteriler özellikle karbonhidratlı besinlerin atıklarının fazlalılığına bağlı olarak sayılarını artırır ve asit üretirler. Bu asitler dişin mine tabakasına zarar verir ve dişte bir delik açılır. Delik açıldıktan sonra ise bakteriler dişe daha hızlı yayılarak diş kaybına neden olabilir. Diş çürüklerinde karbonhidratlı besinlerin çok yenmesinden ziyade sık yenmesi artırıcı role sahiptir.

Aftlar, Ağız Mantarları

Aftlar; yanak ve dudakların iç yüzeyinde, dilde, diş etlerinde ve yumuşak damakta oluşan küçük, ağrılı ve beyaz renkli yaralardır. Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte stres, beslenme yetersizliği, bir hastalık nedeniyle vücut direncinin azaldığı veya antibiyotik kullanımı sonucunda ağızdaki bakteri florasının bozulduğu durumlarda görülür.

Özel bir tedavi gerektirmeden 10 gün içinde iyileşebilmektedir. İstenirse yumuşatıcı kremler, mantar ilacı olan antimikotik ilaçlar kullanılabilir ve enfeksiyon oluşması durumunda doktor kontrolünde antibiyotik alınabilir.

Gastrit

Mide mukozasındaki yıpranma ve zarar görme durumudur. Her yaştaki insanda görülebilmesi yanında yaşlılıkla birlikte görülme oranı artar. Midenin asit salgısının artması, aşırı sigara ve alkol kullanımı, aspirin benzeri ilaçların fazla alınması ve bakteriyel enfeksiyon gastrite yol açar.

Gastrit oluşumu durumunda gastrite neden olan faktörlerden uzak durmak, antiasidik ilaçlar kullanmak ve eğer bakteri oluşumu varsa antibiyotik kullanmak gastritin iyileşmesini sağlar. Fakat gastrit önemsenmez ve önlenemez ise tahribat artar, midede yara oluşumu görülür, bu durum ülser hastalığına neden olur.

Mide mukozasının durumu endoskopi tekniği ile görüntülenebilir. Endoskopi, yemek borusundan girilen bir optik görüntüleyici ile midenin incelenmesidir. Aynı şekilde ağız, yemek borusu, onikiparmak bağırsağı ve kolonlarda iltihap, tümör veya yara oluşumu olup olmadığı da gözlenebilir.

Ülser

Ülser, mide ve onikiparmak bağırsağının mukozasındaki yara oluşması durumudur. Ağrısı şiddetli, delici, yanıcı niteliktedir. Geceleri uykudan uyandıracak kadar şiddetli ağrılar oluşabilir. Özellikle açlık durumunda başlayan ülser ağrıları yemek yenilince geçer fakat midenin boşalmasından sonra (1-3 saat) tekrar başlar. Ülser oluşumunda en önemli faktörler asit salgısının artması, Helicobacter pylori (Helikobakter pilori) bakterisinin neden olduğu enfeksiyon, mukoza salgısının yetersiz olması, genetik faktörler ve strestir.

Helicobacter pylori bakterisi mide mukozasını yıkarak ülserleşmeye neden olur. Ülser tedavisinde en önemli iki unsur, asit salgısının azaltılması ve bakteri etkisinin azaltılması şeklindedir. Asit salgısı proton inhibitörü içeren ilaçlar ve antiasidik ilaçlar ile sağlanırken bakteri de antibiyotik tedavisi ile azaltılmaya çalışılır. Her iki tedavi ile birlikte stresten uzak durmak ve yenilen besinlere dikkat etmek önemlidir.

Kahve, alkol, turşu, aşırı baharat ülseri artıran gıdalardır. Şayet ülser tedavi edilmezse midenin delinmesine neden olur. Mide delinmesinin belirtilerinin başında ise dışkıda kan görülmesi ve kan kusmak gelir.

Hemoroit

Halk arasında basur veya mayasıl olarak da bilinen hemoroit hastalığı, anüs bölgesindeki toplar damarların zaman içinde genişleyip sarkması ile oluşur. Hemoroitin belirtileri, dışkılama sırasında kan gelmesi, ağrı, kaşıntı, ıslaklık hissi ve ele gelen şişliktir.

Kişinin hayat kalitesini önemli derecede düşüren hemoroitin başlıca sebepleri arasında uzun süreli oturma, kabızlık veya ishal, şişmanlık, hamilelik ve doğumlar, ağır yük kaldırma, alkol tüketimi sayılabilir. Hemoroitten korunmak için lifli gıda tüketim artırılmalı, bol su içilmeli, kabızlıktan kaçınılmalı, alkolden uzak durulmalı, düzenli spor yapılmalı ve uzun süre oturulmamalıdır.

Sindirim Sisteminin Sağlığı İçin Nelere Dikkat Etmeliyiz?

  • Fiziksel etkinliklerde bulunmak sindirim sisteminin sağlığı için önemlidir. Düzenli egzersiz yapılması vücudun su, tuz, mineral kullanımının dengelenmesine yardımcı olur, bağırsak hareketlerini düzenler, metabolizmayı hızlandırır ve kilo alımını önler.
  • Yenilen besinlerin çok sıcak ya da soğuk olmamasına dikkat edilmelidir.
  • Aşırı acı, baharatlı, tuzlu, ekşi, yağlı besinler tüketilmemelidir.
  • Kafeinli ve asitli içeceklerden uzak durulmalıdır.
  • Et ve süt ürünleri çiğ olarak tüketilmemelidir.
  • Düzenli olarak lifli besinler tüketilmelidir.
  • Yeterli, düzenli ve dengeli beslenilmelidir. Yemek sırasında ve yemekten sonra gerektiğinden fazla su içilmemelidir.
  • Sindirime yardımcı olmak ve kabızlığı önlemek için öğün aralarında bol su içilmelidir.
  • Alkol, sigara ve uyuşturucu kullanılmamalıdır.
  • Tüketilen besinlerin tazeliğine ve temizliğine özen gösterilmelidir.
  • Yemeklerden önce ve sonra eller yıkanmalıdır.
  • Ağız ve diş sağlığına dikkat edilmeli, dişler düzenli olarak fırçalanmalıdır.
  • Yiyecekler iyice çiğnenmeli ve yavaş yenmelidir.
  • Sindirim sistemini yoracak kadar çok yemek yenmemelidir.
  • Stres ve ruhsal gerginliklerden uzak durulmalıdır.
  • Yemekten sonra vücut dinlendirilmelidir.
  • Bilinçsiz ve uzun süreli antibiyotik kullanımı bağırsaklarda yaşayan faydalı bakterilerin de azalmasına neden olacağından sadece hekim kontrolünde ve uygun dozlarda antibiyotik alınmalıdır.

Kaynak:11.Sınıf Biyoloji Ders Kitabı (PDF)

Biyoloji Ders Notları

YAZAR BİLGİSİ
Recep Bayoğlu
Hayatını internete adamış biri olarak, hedefim bilgiyi ulaşılabilir hale getirmektir. Bu amaca istinaden her türlü bilgi paylaşımını KonuAnlatimi.Net üzerinde yapıyorum. Umarım içeriklerim tüm ziyaretçilerim için faydalı olur.
Abone ol
Bildir
guest
0 Yorum
Satır İçi Geri Bildirimler
Tüm yorumları görüntüle
0
Düşünceleriniz önemli, lütfen yorum yapın.x
()
x